Zan. Sen. O.

8/10/2009 · Kategori: benikategorizeetme

Çok sevdiğim birinin çok sevdiği birisi, çok sevdiğim birinin göçüp gitmesinin akabinde çok sevdiğim başka birine şöyle birşey demişti: "Hani an gelir el frenini çekip inersin ya arabadan, herkesin başına hayata karşı böyle hissettiği bir an gelebilir."

Aynı gün içinde hem çok sevdiğim birini, hem de çok saydığım bir başkasını kaybettim. Biri cismen yakında, diğeri uzaktaydı. Biri kalben yanımda, diğeri yakınımdaydı. Biri yükseldi aklının derinliklerinde, diğeri son kez tepeden baktı İstanbul'a ve kayboldu Boğaz'ın derinliklerinde.

Ben de kaldım böyle mal gibi ortada. Biri hatıralarımdan dem vuruyor, diğeriyse geleceğimde karşıma çıkabilecek zorlukları parmaklıyor habire. Gündüz gece. Her gün, her gece.

İkisine de çok kızgınım. Yok yok, kızmadım, şaka. Büyük, anlamsız bir şaka gibi geliyor herşey bana.

Ama bugünlerde asıl, şakanın içindeki gerçekten korkar oldum.

Aman siz siz olun, sakın kızmayın onlara olmaz mı? Kıyamam, kıramam, siz siz olun bana uzanın. Ben sizi sarayım sıkıca, koca bir yek olalım, tutunalım hayata.












Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Herşeyi yiyen bir köpek...

9/6/2009 · Kategori: yasam

Bizim Moda Durağı'nda süper tatlı bir taksici abim var: Turan Abi.

Şair abim diyorum ben ona. Ne zaman arabasına binsem, içim inanılmaz bir huzur ve yaşama sevinci doluyor. Yağmur yağsa, hava kötü olsa, Turan Abi, yağmurun ne kadar sinir bozucu
olabileceğinden değil de, onla beslenen çiçek böceklerin ne güzel doyduğundan bahsediyor. Keyfiniz kaçsa, vaktinizi o üzüldüğünüz şeye harcamaktansa o işten çıkaracığınız dersin hayatta ne büyük bir deneyim olduğuna dikkat çekiyor. Tam bir modern zaman Türkiş Polyanna yani.

Bundan aşağı yukarı bir - bir buçuk ay önce, yine arabasına bindiğimde evdeki kedilerine mama almaya bir pet shop'ta durmak için izin istedi benden. Tabii, dedim, yol boyunca da konuştuk. Allah'ın işi ya, yine keyfim kaçıktı o gün, Çınar'la kavga etmişiz ama alttan alıyor, ısrarla evine çağırıyordu beni. Hem kavga çıkartıyor, hem de beni ayağına çağırıyor diye düşünüyorum, ama tabii Turan Abim sağolsun, yolda yine keyifli bir sohbet keyfimi yerine getirdi.

Kedilerini anlattı, ben güldüm. Çınarın evine yaklaştığımız vakit anlattım ona, dedim ki, bizim eve bir kedi, bir de köpek geldi, ikisi de ikinci günde kapı dışarı edildiler. Papağanlar, balıklar baktım hep ama hiç daha kanlı canlı bir hayvanım olamadı. Dedi ki, "O kadar içten istiyorsun ki, Allah sana mutlaka verir." "İnşallah, diye cevap verdim, öyle birşey olursa haber veririm mutlaka." "Tabii ver," dedi, o derece içten.

Kapıdan içeri girdiğimde, yerden ancak 10cm yukarda ve 45 derece eğilmiş kara bir kafa, biraz korkak, biraz meraklı bana bakıyordu. Çınar sordu, "Beğendin mi, diye, bugün 3 tane Pet-Shop gezdim bunu bulana kadar." Gözlerime inanamadım. Minicik, kemik torbası, 2.5 aylık bir Jack Russell, olağanüstü şirin. Hemen kucağıma aldım, ismi belliydi zaten. Hep konuşuyorduk, Schnauzer alırsak Nietzche, Jack Russell alırsak Jack koyacaktık adını. Erkek olacaktı, bacağını kaldırmadan işeyen köpek köpek değildir benim için diye. (Dişi köpeği olanlar alınmasın, bence bütün kediler dişi, bütün köpekler erkek olmalı. Tamamen benim manyaklığım.)

Kucağımda Jack, Çınar'ı öpmek için uzandım. Bir baktık ikimize de uzanan üçüncü bir burun var, bizi yalıyor.

Jack'in hayatımıza girişi böyle oldu yani. Bahçeme hala bakmaya devam ediyorum, bulduğu herşeyi 3 yaşındaki bir çocuk gibi ağzına atarak tanımaya çalışan, karanfillerimin üzerine yatmaktan zevk alan köpeğimden korumaya çalışarak. İlk salatalığım olgunlaştı, sedum lydiumlarım çiçek açtı, cherry domateslerim kızarıyor...


Jack bugünlerde tam bir hayta. Ama daha şimdiden oturmayı, pati vermeyi, yatmayı biliyor. Tuvaletini öğrendi sayılır, gel ve duru anlıyor ama gerekmedikçe söz dinlemiyor. Bu aralar ona ölü taklidi yapmayı öğretiyorum. Boşanmış aile çocuğu gibi yaşıyor biraz, çoğunlukla Çınar'da, bazen de bizde kalıyor. Babam zaten köpekleri sever, annem daha temkinli ama hayatında ilk kez bir köpeği kucağına aldı. Jack'i seviyor Allah'tan...

Umarım en az 15 yıl hayatımızdan çıkmaz Jack. Allah özenmiş de yaratmış manyak köpeğimi.


 




Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Tembel denizin ev kadını olmama çabaları (2)

30/4/2009 · Kategori: yasam

Tamam, bahçe mahçe güzel ama nereye kadar? Daha dereotlarım kafalarını yeni çıkardılar topraktan, dün akşam da oraya buraya papatya ektim daha onların da kendilerine göstermesine vakit var. Hava desen, iyice sinir bozucu - çiçek besleyici aldım, her çiçeklere su verdiğimde gübreyle vermem gerekio - amma velakün gel gör ki yağmur durmak bilmiyor.


Yeni işim ve 1 Mayıs

Çınar'ın yarı zamanlı çalıştığı IVC (International Vending Center) die bi şirket var. Şeker makinalarını orada burada siz de görmüşsünüzdür elbet, gelen paranın bir kısmı bağış kurumlarına gidiyor. Çocuklar mutlu, vakıflar mutlu, şekerleri işleten mutlu, IVC mutlu... böle herkesin keyifli keyifli takılabileceği bir potansiyel.

E baktım bahçe tam zamanlı bir iş değil, beni de kimse doktora arefesinde 2 ay için işe almaz... IVC'de çalışmaya karar verdim. (Onlar alıyor, 2 ay da olsa yeter ki sen gel, ama nooolur gel, sen süfer iş yaparsın orda vb ısrarlara sonunda dayanamadı kalbim :))

Ama ofisin Taksim'de olması bir yana, yarın (yani işe başladığımın 2. günü) 1 Mayıs. Henüz kimse işe gitmemekten bahsetmiyor, hani bi oturup konuşsak fena olmayacak. Gitmek var dönmek yok gibi kavramlar 2. İnönü'yle son bulsun lütfen...


Sabancı'nın değişkenleri

Bu arada hala doktora çabalarıma devam ediyorum, yılmadım. Halil Berktay ve bilimum profesörlere ulaşmaya çalışırken okulda bayağı bir zaman geçiyor haliyle.

Ama bir süredir okula uğramayanlar için:

1. Fasshane'de artık sigara içilmiyor. (Tamam bunu biliyordunuz) Çay 75 kuruş, kahve ise 3.5 lira. (Yaa bunu biliyor muydunuz, hani fasshane kantin kuntin niyetine diğer yerler çok pahalı diye kurulduydu ilk açıldığında?) Ayrıca tavla oynamak için 20tl kaparo istiyorlar... Ah bizim zamanımızın zincirleme üniversite tavlası turnuvaları!

2. Cafe Dorm kapandı, yerine Piazza diye iki katlı bir kafe açıldı. Hayır, yeni hiçbirşey yok. Hala okulda soğuk kurdoğlu yemekleri dışında yenebilen yemekler salata, makarna, sandviç ve dürüm vs'den oluşuyor.

3. Dunkin yerine açılan Köpüklü Kahve'den yemek aldığınızda artık masanıza getiriyorlar.

Bunun dışında okul aynı şekil soğuk, nisan ortasında bile insanın orasını burasını donduracak nitelikte. Ve evet, insanlar aynı derecede tembel ve çalışkan.


Öptüm, okula giden 7:30 servisini kaçırdım bari 8:30'u kaçırmayayım...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Tembel denizin ev kadını olmama çabaları...

25/4/2009 · Kategori: yasam

Evet, öncelikle "buuu" kadar uzun süredir yazmadığım için özür diliyorum.

Almanya tatili, Amerika tatili, Amerika başvuruları geçti üzerimden ve hiçbirini yazmadım, yalan oldu.

Milliyet'ten ayrıldığımdan beri bunlarla uğraşıyordum. Ama rejectionları yiyince mecbur evde oturuyorum. Türkiye'ye doktoraya başvurucam başvurmasına ama daha başvurulara en az bir ay var. ALes testleri çözmeye başladım, başladım dediysem de bir denemenin sözel bölümünün yarısı kadar soru çözmedim daha - ama nihayetinde olayın özeti şu:

1 - 2 ay için evde oturmak zorundayım - kimse beni işe almaz, alsa da ben girmem, girsem de şu kafayla bilin ki çalışmam.

Bunun dışında evde temizlik, ütü, yemek gibi her kadının -feministler çok kızar buna- ama adeta doğuştan öğrendiği şeyleri yeniden uygulamam. (Tamam belki ev işi yapmayı reddetmem onları mutlu eder...)

O zaman Deniz Gözler evde nasıl vakit geçirir? Odasını derleyip toparlar, en az bir yıl daha istanbulda kalacağı belli olduğu için "base" alanına özen göstermeye başlar - in this case: bu bizim evin üst katı olmakta.

Evin üst katında benim odam, banyom, Amerikan'dan bozma mutfaklı bir oturma odam ve terasım var.

E bahar geldiyse, her yerde sardunyalar hazır ve nazır bir biçimde pembe - kırmızı nazlanıyorlarsa, benim de doğaya dönmeye hakkım var diyerek, yüzbinlerce marka adı biliyorum ama bizim oranın çiçek böceğini tanımıyorum diyerek terasıma ufak çaplı bir bahçe kurmaya karar verdim.

Böyle durumlarda gidilecek 2 yer var, biri Bauhaus diğeri de Kadıköy taraflarında oturuyorsanız Üsküdar yolundaki mezarlığına karşısındaki arazide kurulmuş olan fidanlık.

Bir süre aslında herkesin kendi balkonunda da uygulayabileceği ufak bahçe fikirlerini size dayamak istiyorum, eğer ki okursanız.

Yok okumazsanız da zaten yapacak daha iyi bir işim yok, her halükarda yazacağım.

Sizleri herşeyden önce bu hikayenin kahramanlarıyla tanıştırmak isterim:

* Sarmaşık Gülüm: Pembe
*Bodur Elma Ağacım: Gwyneth
*Maydanoz, dereotu, kekik, fesleğen ve nane'den oluşan: Baharat bahçem
*Qumquat agacım: Qumquat
*Karadut sarmaşığım: Gonzales
*İsminin nessus olduğunu öğrendiğim ama Google'da olmayan pembe yeşil komik bir bitki
*Karanfillerim, ortancalarım, bodur karanfillerim
*Kapının iki yanındaki duvara saksıladığım, her türlü fırtınaya cesaretle göğüs geren sakız sardunyalarım
*Ve iki yıldır terasımda hiçbir bitki dayanamazken kara, iki kara kışa yılmadan tahammül eden arsız "dik sardunyam."

Henüz hiçbiri doğru düzgün çiçek açmadı, ya da adam olup topraktan çıkmadığı için sizi resimlerle boğmayacağım. Ama bilin ki, bunlar dışında da bahçeme birkaç ekleme yaptım. Devamı sonraya...


... kim bilir ne zamana :)

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

İtiraf ediyorum!!

2/12/2008 · Kategori: yasam

Evet, malesef artık içimde tutamıyorum, ciyak ciyak bağırarak herkese sölemek istiyorum: ben de UGG naletine düştüm!!

Ne var diyordum bu çirkin ayakkabılar, bi de marka meraklısı kokoşların ayağında oraya buraya giderken, ne topuğu var ne bişiii ıyyy .....


.... derken, bi çift bana hediye geldi.

Önce yüzüne bakmadım, bi hafta kenarda durdu. Sora baktım bi deneyeyim bari bu kadar milletin abarttığı neymiş diye böyle hafiften iç kenarına bi dokunuverdim. İçim gıdıklandı, tüylerim ürperdi, Allah Allah dedim, tek kaşım havaya kalktı. Elim değince böyle oluyorsa acep ayağıma giyince ne olcak bu iş? .... diye sormama kalmadan iki ayağım birden UGGların içindeydi.

Böyle yumoş yumoş, pofidik pufuduk, sımsıcacık bişeylermiş gerçekten.

Fena da durmadı aksi gibi.

Ve itiraf kısmına gelelim olayın, iki haftadır her gün ayağımdalar, gündüz gece, yağmur çamur demeden giyiyorum ve size anlatamam çoook mutluyum!!!

Çok para ama hakkaten, bana da hediye gelmeseydi hayatta verip almazdım. Üstelik başka bi markanın da bu kadar pofidik ayakkabıları olsa onları da giyerim, hiç acımam. Üzerinde ne yazdığı umurumda değil.

Şimdi bir de Almanya tatilimde alacağım Chooka botlarda gözüm.

Onları da yağmurda geçiricem ayağıma ki ıslanmasınlar Gözler



Almanya tatilimin notlarını iki hafta içerisinde burada bulabilirsiniz :)) Bu sefer sokaklarda yatmamayı umut ediyorum..


Ah kapitalism ah, sen nelere kadirsin, giydirdin ya şu salak şeyleri ayağıma diyecek söz bulamıyorum. (yippi yey yippi yo dışında tabii...) Havali

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::